30 Haziran 2012 Cumartesi

kodumun ikinci kısmı


Gözlerimi kapadım,açtığımda ise öğlen olmuştu.Yine deliksiz ve rüyasız bir uyku…O suyun üstünde koştuğum rüyadan beri hiç rüya göremiyordum,sanki bilinç altımı mühürlemişti o rüya.Aslına bakarsak şu sıralar rüya görmemem çok iyi bir şeydi.Aksi takdirde her rüyadan sonra tuhaf tuhaf anlamlar çıkarır bunalıma girerdim.Batıl inançlarımın kurbanıydım açıkçası.Örneğin bir gün saçımı yandan bağlarım ve o günüm muhteşem geçer.Saçımı böyle yaptığım için günüm bu kadar iyi geçti diye düşünür ve saçımı her gün yandan bağlardım.Böyle mal düşünceleri olan bir kızımdım işte.Yataktan kalktım ve telefonu elime aldım.Kaan’dan gelen mesajda, ‘Görev tamamlandı.’ yazıyordu.Derin bir iç çektim,her şey yolunda gidiyordu.Yüzümü yıkamak için banyoya girdim.Yüzüme çarpan soğuk su beni kendime getirmeye yetti.Tam havluyu elime almıştım ki aynaya bakakaldım.Normalde oraya kamp kurmuş olan göz altı morluklarım yok olmuştu,ki daha sabah oradaydılar.Hep gözümün altında uyku düzensizliğim yüzünden morluklar olurdu ama şimdi orda değildiler.Vay canına bugün her şey gerçekten yolunda gidiyordu.Kendimden emin bir şekilde merdivenlerden iniyordum ki kafamda şimşekler çaktı.Boynumda ki yara izlerini görürse halam ne diyecekti?Elimi hemen boğazıma götürdüm ve derin bir nefes aldım.Boyunlu kazağım hala üstümdeydi.Aşağı inince beni karşılayan şey izdivaç programı sesi ve kahkahalar oldu.Oturma odasının kapısını aralayıp içeri bakmamla yüzümün düşmesi bir oldu.Halam,komşumuz Beyhan Yenge ve torunu Ayşe Su.Kapıya doğru bakınca Ayşe Su’nun gözleri parladı.

“Dünya Ablam da kalkmış heyoo!!”dedi bağırarak,tabi halam ve Beyhan Yenge’de kapıya baktı.Henüz beş yaşındaydı ve bu yaşta benim tüm nefretimi kazanmayı başaran ilk ve tek çocuktu.İçeri girdim ve soğuk bir tavırla, “Dünya değil,Bloen!B-L-O-E-N!”dedim.

“Blogen!”

“Hayır,Bloen!

“Bloben!”

“Lanet olsun.Bloen demek bu kadar mı zor?”

“Kızma Dünya Abla..”

“Ya iyisi mi sen bana sadece Blo de olur mu?

“Blo Abla!”

Başından beri bu saçma tartışmamızı izleyen Beyhan Yenge,her seferinde ödümü patlatan,kahkahasını attı.

“Dili dönmüyor ablası fazla zorlama kısçemi.”Seninde kısçeninde…Mahallede ki en dedikoducu,en iki yüzlü,en cimri kişidir Beyhan Yenge.Seninle beraber güler ardından dediğini bırakmaz.Tabi birde Beyhan Yenge’nin dizinin dibinden ayrılmayan torunu Ayşe Su var.Aslında iyi kızdır Ayşe Su,birde bana sülük gibi yapışmasa.Eminim bak birazdan ‘hadi odana çıkalım Dünya Ablam!’deyip bilgisayarıma oturacak ve her bölümünü beş defa izlediği Tom&Jerry’yi açıp beni çizgi filmlerden soğutacak.

“Dü..Bloben Ablam odana çıkalım mı?” Demiştim, değil mi?

“Hadi ablası siz çıkın yukarı güzel güzel oynayın bizde konuşuverek halanla.Hem kısçem geldik geleli senin uyanmanı bekliyor.Ammada çok uyuyorsun be kuzum.Sağlığa zarar bak,dün programda duydum bu kadar çok uyumak beyin hücrelerini öldürüyormuş,geri zekalı oluvecen sonra…”deyip yine kahkahalara boğuldu.Bu sırada hadi sende bana katıl dercesine halamın dizine vurdu.Halam,Beyhan Yenge’den ve torunundan ne denli nefret ettiğimi bildiği için çayını yudumlamakla yetindi.

“Öyle deme Beyhan Abla.Benim Dünya’m bacağı yüzünden uyamıyor ki.”dedi halamda.Ah,seni çok seviyorum hala.Benden bu kadar,torunu da sen hallet dercesine bana baktı.Beyhan Yenge’nin bana çocukmuşum gibi davranması beni çileden çıkartıyordu.Ulan kadın sanki bende beş yaşındaymışım gibi ‘gidin güzel güzel oynayın’ ne demek yahu?On beş yaşındayım ben on beş!Şey aslında iki ay sonra on beş olacağım ya neyse.Ama yinede benden beş yaşındaki veletle kanka olmamı beklemesi çok saçmaydı.

“Üzgünüm Ayşe Su ama ben daha bir şey yemedim..”

“Olsun odanda yersin.”

Şuan içimden geçen tek şey ağzının ortasına bir tane patlatıvermekti.Yahu odama çıkınca odamın içine ediyorsun!Bir keresinde tuvalete gitmek için odadan çıktığımda en sevdiğim mangamı boyama kitabı zannedip boyamıştı ve ona manganın ne olduğunu,neden boyanmamasını gerektiğini anlatmam yarım saatimi,anlaması bir saati almıştı.Nasıl kurtulacaktım ki ben bu veletten?Sonra bir anda kafamda,gerçek olsaydı,gözleri kör edecek bir ampul yandı.

“Hala ben bu gün yürüyüşe gitmedim.Kendime ekmek arası yapar yürürken yerim.Hem Ayşe Su’da benimle gelir.”deyince Ayşe Su’nun yüzü bir anda düştü.Odama çıkıp çizgi film izleyemeyecekti ya,hayalleri suya düştü.

“Oda parkta oynar…”dememle yeniden aydınlandı ve ağzı,cidden bak sahiden,kulaklarına vardı.Ne dediğimin farkına varınca kaynar sular döküldü üstüme.Parkta oynar ne demekti ya?Parktaki çocuklarla çete kurup millete kum atan bir veletti o!Ah,lanet olsun.Zehir gibi işleyen beynime tüküreyim.

“Oleeey!!Dünya Ablamla parka gidiyoruz!”

“Dünya değil,Blo.”dedim sertçe.Beyhan Yenge’nin üzerimde dolaşan soğuk bakışlarını fark edince,sahte bir gülümseme takınarak, “Anneannen izin verecek mi bakalım?”dedim.Ne olur,yalvarırım izin vermesin,lütfen!

“Tabi ki gidebilirsin.”dedi gülerek ve intikamm dercesine bana baktı.Sülalece gıcıktı bunlar.Halamda sevmiyordu zaten Beyhan Yenge’yi,torununu.Ama komşuluk ilişkileri işte…Kurbanın olayım yardım et dercesine baktım halama.Böyle durumlarda bakışlarımızla çok kolay bir şekilde anlaşıyorduk halamla.

“Ama Ayşe Su’cum Dünya’nın sağlığı için yarım saat boyunca durmadan yürümesi lazım.Yorulmaz mısın sen?”

“Yorulmam!Hem yorulursam Dünya Ablam beni kucaklar.”dedi gülümseyerek.Sinirden gülerek cevap verdim.

“Tabi ki,bacağımın iyileşmesi için birde çocuk taşımam gerekiyordu.”dedim gözlerimi devirerek ama salak onla dalga geçtiğimi anlamadı.

“Hehe, Dünya Abla benim sayemde çabuk iyileşecek.”

“Neyse sen otur,ben kendime bir acılı sandviç yapayım.”diyerek  mutfağa girdim.Acılı olan bir şeyi asla ağzıma sürmezdim ama Ayşe Su’nun da istememesi için öyle demem gerekiyordu.Ya aslında kıza haksızlık ediyordum.Belki de annesinden bile fazla örnek alıyordu beni.Pembe sevmediğini söylemesine rağmen bir iki gün içinde pembe sevdalısı oldu ve saçının önünü pembe pastel boya ile boyadı,okuma yazması  olmamasına rağmen annesine bir sürü çizgi roman aldırdı ve her gün bize gelip bana okuttu.Bu kıza gerçekten çok kötü davranıyordum.Sandviçle beraber yanıma iki tane kutu meyve suyu aldım ve Ayşe Su ile beraber Mini Orman’a doğru yola koyulduk.Ona uzattığım meyve suyunu görünce dünyanın en mutlu insanı oymuş gibi güldü.Böyle zamanlarda çok tatlıydı,ama aldanmamak lazımdı.Bir çocuk ne kadar tatlı olursa olsun parkta içindeki canavarı asla dizginleyemezdi.

İçimde çok büyük bir huzursuzluk vardı.Dün gece bir canavarın saldırısına uğrayan kişi ben değilmişim gibi yanımda küçük bir kızla parka gidiyordum.Korkuyor muydum,evet hala korkuyordum.İnsanlara söylemek istiyordum ben bir uzaylı gördüm diye!Yaşadığım her şeyi,bana saldırmasını bile anlatmak istiyordum,içimde ki şeyleri dökmek,korkumu bir nebzede olsa azaltmak istiyordum.Ama yapamazdım.Göreve gittiğimi sadece Kaan biliyordu ama o da boş görev olarak biliyordu.O uzaylıyı gördüğümü kimseye anlatamayacaktım ve bu beni sürekli huzursuz edecekti.Belki de böylesi daha iyiydi.Eminim,hayır emin olmak istiyorum,K-himori o uzaylıyı yakalayıp insanlığın haberi bile olmadan yok edecekti. Ve uzaylı denen şey sadece bir halk korku hikayesi olarak kalacaktı.Böyle olmalıydı,olacaktı da.Tüm bunları düşünürken parkta oynayan Ayşe Su ve diğer çocukları izliyordum.Çok mutluydular,belki bir süreliğine bile olsa dünyadaki en özgür insanlardı onlar…Hiçbir şeyden haberi olmayan ve bu tatlı cahillik sayesinde yüzleri gülen insanlar…Gıpta ediyordum onlara.Sandviçi bitirdikten sonra yürüyüşe gitmek için Ayşe Su’yu çağırmaya gittim.Tam çağırmak üzereydim ki bir topun tamda onun kafasına gelmek üzere olduğunu gördüm ve kendimi ona doğru koşar halde buldum.Yanına vardığımda üzerine kapandım ve top sırtıma çarptı.Sırtım zaten sabahtan beri sızlıyordu ve şimdi top acısı üzerine tuz biberdi.

“Oyun oynarken etrafına bak!”diye bağırdım.Sırtım çok kötü acıyordu,bıçak saplıyorlardı adeta sırtıma.Kıpırdayamıyordum,kıpırdarsam sırtım daha çok acıyacak gibime geliyordu.Allah aşkına bir top insanın sırtını nasıl bu kadar acıtabilirdi?Ayşe Su’nun omuzlarını sıkıyordum ve hala üzerine kapanmıştım.Ayşe Su ise hiç şikayet etmeden yere bakıyordu.Kafamı yavaşça kaldırdım ve onun baktığı yöne baktım.Gölgeme bakıyordu…Gölgem?Bu arkasından altı tane örümcek kolu çıkan gölge benim mi?Beynim bir anlık da olsa durdu,gözlerim karardı.O gölge gerçekten benim miydi?Örümcek kollu bu gölge bana mı aitti…?Dişlerimi öyle sıkıyordum ki çenem acıyordu.Burnum sızlamaya başlamıştı,ağlamak üzereydim.Orada ki,tuhaf uzuvlu o gölge benimdi,sırtım ise sanki yarılıyordu.

27 Haziran 2012 Çarşamba

*buraya konuya uygun başlık gelecek*

Bir haber vereceğim ama eminim kimsenin sikinde bile olmayacak. Beni benden alan Paranormal üçlemesinin son kitabı Endlessly 24 Temmuz'da çıkıyor.
Ben sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. Paranormal öyle bir seri ki benim için adeta içinde yaşadığım başka bir evren. O kitabı okuyunca bir anda denizkızı olan bir kankam, kurt adam öğretmenlerim, psikopat bir ikizim, şekil değiştiren bir sevgilim ve peşimi asla bırakmayan peri bozuntuları oluyor. Yani Paranormal serisini okuyunca gerçek hayatla olan bağlantım kesiliyor ki zaten şuana kadar gerçek anlamda içinde yaşadığım iki seri var ve maalesef ikisi de üçleme. İlki dediğim gibi Paranormal ve ikincisi Melek.

Neyse bide ben şey ettiydim. Şimdi zerochanda öyle takılıyodum ve bir resim gördüm. Yapacak bir şeyim olmadığı için resimle Photo Filtre de oynadım biraz. Renklerini değiştirdim yani -.- asıl konuya gelirsek anacım ben hala şu Nate'in saç rengi konusunda karar verebilmiş değilim x_x Şimdi aslında Nate'in saçı ilk başta açık kahveydi sonra Another'ın mangası (mangada Kouichi-kun siyah saçlı) ve Kazehaya'dan etkilenerek saçını siyah yaptım 9.9
Şekilde de görüldüğü gibi ilk hal ve son hal -__- Dediğim gibi hala kararsızım renk konusunda ;___; Yardımınıza ihtiyacım var yani T_T Ama benim gönlüm azcıkta olsa siyaha kayıp duruyor @-@ Ve ben bu resmi Nate'e çok benzediği seçtim. Yani öyle böyle değil abi, harbi hayalimdeki Nate'le çok benzeşiyolar o.o Bu velet benim Nate askjbgfjkasbgfahvgjhdgavfbsghsa. Yeter.
Birde belirteyim anam ben Nate'in saçını siyah yaparken Rin'den esinlenmedim o.o Aranızda böyle düşünenler olacaktır eminim ama onun gözleri yarattığımdan beri maviydi (mavi gözlü veletlere karşı bir zaafım varda Q.Q), görünüşünde değişen tek şey saç rengi oldu. Bana özenti denilmesini istemem şimdi >.>
HER NEYSE.
Bide bi şey dicem (inan bana benim bi şeylerim hiç bitmez) K-himori'yi böyle belirli günlerde falan koyayım diyorum sonuçta yaz tatilindeyiz uzatmanın ne anlamı var? >.> Hıııııııııımmmm......O zaman her cumartesi günü K-himori'yi yayınlayacağım... UMARIM.
Ben ne için gelmiştim? Hah, K-himori'nin altıncı bölümünü de koyup uzun bir süre boyunca siktir olup gidecektim. Hadi sağlıcakla kalın.
--
Bölüm6: Halüsinasyondur, Halüsinasyon...

Nefes nefese kalmıştım ve ciğerlerim acıyordu. Ama yavaşlarsam veya mola verirsem yetişemezdim.Of,lanet olsun.Görevi aldığım sırada düşündüğüm tek şey,görevdi.Raporu nasıl teslim edeceğim aklımın ucundan bile geçmemişti.Evden görev alabiliyorduk da niye evden rapor gönderemiyorduk? Niye lanet olası raporu teslim etmek için okula gitme zorunluluğumuz vardı? Dünyanın varlığından bile haberdar olmadığı zımbırtıları yapıyorsunuz,koca mafyaları,organ çetelerini falan çökertiyorsunuz,size kötü gelen her şeye el atıp düzeltiyorsunuz ama şu evden rapor gönderme işine hala el atamadınız.Ya bide,hemen ertesi gün teslim etmek niye?Bir,iki gün zaman verin o aralıkta yazıp verelim işte.

Ekim ayının sonlarında olmamıza rağmen terlemeye başlamıştım.Evine yaklaştığım sırada,kaldırımda bana sırtı dönük bir şekilde yürüyordu.Beni görünce demediğini bırakmayacaktı ama tek şansım oydu. “Kaan!Kaan!Beklesene yahu!” Şaşırmış bir şekilde arkasını döndü ve tam olarak ne olduğunu anlamaya çalıştı.Normaldi,o beni şuan evde yatıyorum biliyordu.Sonunda ona yetiştim ve alçak duvarın üstüne elimi koyarak nefes almaya çalıştım.

“Sen ne yapıyorsun burada?Hem niye koşuyordun?Bu bacakla?”Henüz nefes alma düzenim yerine oturmamıştı,bu yüzden parmağımla bir dakika dedim.

“Of,öldüm ya..Haaay..Neyse..Öf boğazımda kurdu şimdi..”

“Taa buraya kadar boğazının kuruduğunu mu söylemeye geldin?”

“Ya evet! Bak,Kaan senden çok önemli bir şey isteyeceğim!Ölüm kalım,hayat memat meselesi!”diyerek elimdeki zarfı ona uzattım ve gözleri dehşetle açıldı.

“Sen bu halinle göreve mi gittin!?Deli misin kızım sen!?Böyle devam edersen o bacak nah iyileşir!”diye bağırmaya başladı.

“Öf be,bir dinle yahu.Boş göreve gittim canım.”

“Boş görev ne be?”

“Yani sadece ortalığa bir göz atıp geldim.Ne koştum,ne ateş ettim,ne yaralandım anlayacağın.”Ona yalan söylerken içimi bir şey kemirmeye başladı.O bana karşı her zaman dürüsttü ve bana güveniyordu.Her derdini gelir bana anlatırdı,bende onun dert ortağı olurdum.Ama şuan onu kullanmak için yalan söylüyordum,pisliğin tekiydim.Endişeyle bana baktı ve uzattığım zarfı aldı.Bir göz attıktan sonra çantasına koydu ve konuşmaya devam etti.

“Babanın haberi yok değil mi?”

“Evet..Ve olmaması için uğraşıyorum.Lütfen,Kaan sende kimseye bir şey deme.”dedim dudağımı büzerek.Gülerek bana baktı.Tek kaşını kaldırarak, “Bir hafta boyunca sendenim.”diye cevap verdi. “Cansın sen Kaan can!Seni seviyorum be kanka!”diyerek bağırdım.Üzerimden büyük bir yük kalktığını hissettim.

“Bu gün cuma, pazartesi okuldasın, değil mi?”

“Evet,hele şükür!”dedim oh çekerek.İki gün sonra okuluma tekrar kavuşacaktım!Bu tuhaftı,gerçekten tuhaftı. Okulu özlüyordum.

“Blo,sen iyi olduğundan emin misin?”

“Sende okuldan bir buçuk hafta uzak kalsan ve o süre boyunca eve hapsolsan benim gibi düşünürdün.”

Güldü. “Onu kastetmedim.Bacağını soruyordum.”

“İyi olmasam koşabilir miydim?”dedim göz kırparak.Güldü ve saatine baktı.

“Ov,saat sekizi geçiyor.”

“Kaç geçiyor?”diye bağırdım.

“Yedi.”

“Ah,lanet olsun babam on dakika içinde uyanır!Gitmeliyim kanka,görüşürüz!”dedim ve koşmaya başladım.

“Fazla hızlı koşma!”diye bağırınca ona dönüp el salladım.

“Tamam hocam!Raporu vermeyi unutursan,hapı yuttuğumuzun resmidir!”dedim ve koşmaya devam ettim.Kaan raporu vermezse uyarı alırdım,uyarı alırsam babam göreve gittiğimi öğrenirdi,babam bunu öğrenirse hayatı bana zehir ederdi,benim hayatım zehir olursa onun hayatını zehir ederdim.Her şey karşılıklıydı.

Nefes nefese kalmış bir şekilde kapıyı yavaşça açtım ve içeri girdim.Ortalık sessizdi,görünüşe göre hala kalkan olmamıştı.Şükrederek odama çıktım ve kapıyı kapattım.Tamam,bundan da kıl payı kurtuldum diyerek  kapıyı kilitledim ve sweatshirtümü çıkardım.Umursamaz bir şekilde yere fırlattım ki dank diye ses geldi.Lanet olsun!iPhone’um sweatshirtümün cebindeydi!Gözün gibi baktığın şey çabucak zarar görürmüş ya,atalarımız çok haklılardı!Hemen telefonu çıkardım ve zarar ziyan var mı diye kontrol ettim.Telefon birden titreyince elimden düşmekten kıl payı kurtuldu.Şu Uzaylı Kız yüzünden üzerimde hala bir paranoyaklık vardı.Mesaj gelmişti.Kaan’dandır diye düşünmüştüm ama Nate’dendi.Onun adını ekranda görünce kalbim bir saniyede olsa tekledi.Hemen mesajı açıp okudum.

Ne haber?Mesaja saat üçte cevap vermişsin.Ayıptır sorması ama o saate niye ayaktaydın?Bacağın yüzünden mi yatamadın yoksa? Sonuna birde üzgün surat koymuştu.Yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı ve o tuhaf suratla mesajına cevap verdim.

Bacağımla bir alakası yok.Gayet iyi durumda,sadece uyku tutmadığı için bende dizi izliyordum, diye yazdım ve büyük bir tereddüt içinde sonuna gülücük koydum.Göndere tıklayıp üstümü değiştirmeye başladım.Telefon yine titreyince koşarcasına yanına gidip mesajı açtım.  

Bu ne hız böyle?Hala uyumadın mı yoksa?Neyse,bacağının iyi olmasına sevindim.Seni o halde görünce bayağı bir endişelenmiştim doğrusu. Mesajı okuyunca yine o tuhaf gülümseme yüzüme yerleşti ve cevap yazdım.

Heh,artık acımıyor bile.Hala uyanığım ve uyumaya çalışıyorum.

Cevap gecikmedi. Ya çok pardon seni uyutmuyorum şuan… Yine üzgün surat koymuştu.Lanet olsun,yanlış anlamıştı.Birileriyle mesajlaşırken kelimeleri doğru seçmem lazımdı artık.

Yok yahu.Sadece uyku tutmadı.Tutsa şuan uyuyor oluyordum zaten.Okulda mısın? Konuyu değiştirmeye çalışıyordum.Üstümü değiştirmekten son anda vazgeçip yatağıma girdim ve cevabı beklemeye başladım.

Maalesef ki bazılarımız senin kadar şanslı değil…

Evet,bacağıma kurşun yediğim şükretmeliyim..Neyse Neiygil felan diyorum?Nasıllar?

Çok iyiler,çok iyi…Merak etme haberleri yok kimseye söylemedim.Neyse derse girmeliyiz,hoşça kal..Ve şey, ne zaman okula dönüyorsun?

Pazartesi ve sana gerçekten çok teşekkür ederim!Neiy bilse çıldırırdı herhalde…

Çıldırmak ne kelime!Neyse sana iyi uykular…

Sana da iyi dersler, yazdım ve göndere tıklayıp telefonu nazikçe pencere pervazına koydum.

Psikolojimin bozulmanın eşiğinden dönmesi ve boynumdaki üç derin çizgi dışında her şey yolunda gidiyordu.Bacağımın o feci halinden arkadaşlarımın,babamın da göreve gittiğimden haberi yoktu,Aello okuldan uzaklaştırılmıştı,raporumu Kaan sayesinde teslim etmiştim ve raporun Ana Bina’ya ulaşmadan açılması yasak olduğu için Kaan gerçek görevi asla bilmeyecekti.En önemlisi ise uzaylıların varlığını kanıtlayan ilk insan olmuştum!

Ya da ben öyle sanıyordum,belki de Uzaylı Kız’ı bulamazlardı ve iş fotoğraftan ileri gidemezdi.Ama ya bulurlarsa ve Uzaylı Kız’da intikam almak için beni öldürürse?En kötüsü;raporda bana saldırmadığını yazdığım halde kız,hayır ben onu boğazlamıştım,derse?Ayrıca onun kanıtı da vardı,tam boynumda.Birde yalan rapor yazmaktan ceza alırdım.Bunları düşünmek sadece mideme kramp girdiriyordu.Pozitif düşünmeliydim…

Beni raporu göndermem için sabahın köründe kaldırdın ya,sana çok teşekkür ederim evren…
 --
He bide resmin orijinal bu;



















Eee bide belirtiyim şincik bazılarınız bu Nate'i süper nazik biri zannediyor olabilir, doğal bir şey, ama inanın HİÇTE ÖYLE BİRİ DEĞİL. Bu hali onun sadece kızları tavlamak için kullandığı bir kabuk yoksa itin tekidir yani, bilin istedim U_U İlerleyen bölümlerde ne kadar nazikmiş göreceğiz zıtın >.> 
ağlamak istiyorum nalet olsun D:


I'M A FUJOSHI AND YOU GOTTA DEAL WITH IT!

-Korra'ya gönderme yaptım kendimce asdafjhbf-
Neyse. Bloom-chan beni kendi mimimle mimledi o_o
Ve gördüm ki pek çok arkadaş konudan pek memnun değil >.> Ama niye? Yaoiden mi utanıyorsunuz? Bunda utanılacak ne var? Sizi hor görmelerinden mi korkuyorsunuz? İşte bu yazıda bunlara parmak basmak istiyorum.


Yaoi hepimizin bildiği üzere erkekXerkek aşkını anlatan anime türüne verilen isim. Yuride yaoinin kız versiyonu. Yuri ile aram pek olmadığı için ben direk yaoiye geçmek istiyorum. Ama önce başlıkta da adı geçen bu "fujoshi" kelimesini açıklayalım. Fujoshi yaoi takıntılı kızlara verilen bir isim. Otakuluğu kadınlık ve yaoi ile kısıtlayın işte size bir fujoshi. Bu da demek oluyor ki ben bir fujoshiyim. Ve bundan kesinlikle utanmıyorum.
Yaoi ile nasıl tanıştığıma gelirsek... Yaoi sevmemin nedeni sadist bir sapık olmam değil. (Çünkü ben mazoşistim o.o Öyle bir ileri seviyedeki mazoşistliğim kendi kendimi dişlediğim zamanlarım var.) Tek nedeni feminist olmam. Bu ülkede erkekler öyle bir yetiştiriliyor ki büyüdüklerinde kendilerini dünyanın kralı zannedip, kadınları hor görmeye başlıyorlar. Örneğin daha üç yaşındaki kuzenimi örnek vermek istiyorum. Evde, bahçede anadan doğma bir şekilde dolaşsın, kral! Ama bir kız çocuğu böyle bir şey yapsa, ay çok ayıp! E, erkek yapıyor bunu, aynı yaştaki kız yapınca mı ayıp oluyor allasen? Belkide bu yüzden feministimdir bilmiyorum. Ama gerçekten böyle erkeklerden nefret ediyorum. Karılarını evde hizmetçi gibi çalıştıran odunları saymıyorum bile. Onlar her zaman kendilerini üstün tutmak için ellerinden geleni yapan tipler. Tüm erkekler böyle kanaatimce. Gücün onlarda olduğunu illa bir oyuncak gibi gördükleri kadınlara kanıtlayacaklar.
Ben yaoiyi işte bu yüzden seviyorum. Çünkü orada erkekler hor gördükleri kadınları solluyorlar. Bir yüz kızarmaları, ağlamalar, kabullenememeler, hep bir güçsüzlük, ezilme.  Bir kızdan farkları kalmıyor. Onlar için bir seks oyuncağından farkı olmayan kadınlardan daha beter hale geliyorlar.
Ve bence asıl aşk yaoide işleniyor. Cinsiyet ayrımı yapmaksızın, aşklarını yaşıyorlar. Zaten homofobisi (bkz. eşcinsellere karşı olan nefret, korku, hoşnutsuzluk) olan kimseleri de anlamadım şu yaşıma kadar. Yahu sana ne onlardan! Dokunuyor mu sana! Git kendi işine bak allasen! Eşcinsel falan değilim elbet ama dünyada her çeşit insan var yahu. Bu çeşitlilik dünyayı daha güzel bir hale getirirken sen şikayet ediyor, hor görüyorsun. Ama unutma sende bu döngünün bir parçasısın.

Tabi birde işin fangirl yanı var. Yaoici olmamdaki diğer büyük etken. Bazı anime karakterleri vardır, sanki bir erkekte aradığımız her şeyi onda bulmuş gibi oluruz. Hatta bazen o karaktere öyle bir bağlanırız ki, kendi hayal dünyamızda yarattığımız bir karakterle onu sevgili yaparız (kendimden biliyorum) ve onu başka bir kıza aşıkken görmeye tahammül bile edemeyiz. İşte bir ara arkadaşımla bu konu üzerinde konuşuyorduk ve o bana "sevdiğim erkeği başka bir kadınla görmektense bir erkekle görmeyi tercih ederim." demişti. Bayağı bir düşünmüştüm bu sözü ben. O sıralar sıkı bir Death Note'cuydum, Light'ı Misa'yla görmektense L ile olmasını tercih ederim, diye düşünmeye başlamıştım ve benim yaoi ile olan maceram böyle başladı. Yaoinin o büyülü dünyasına böyle attım ilk adımımı ve hiç pişman değilim. Ayrıca buradan "ben asla sevemem yaoiyi. Iyk o ne öyle ya!" diyenlere sesleniyorum, eskiden böyle diyen bir kızın yazısını okuyorsunuz şuan. Büyük konuşmayın, ne olacağı belli olmaz.
bahsettiğim şey tamda bu
En sevdiğim yaoi çiftlerine gelirsek, hiç düşünmeden RinxYukio derim. "Ama onlar kardeş!" diyen kimselere hiç aldırmıyorum çünkü yakışıyorlar abi ya daha ne diyeyim o.o Aslında, RinxBon, RinxShima çiftlerini de çok seviyorum. Maksat Shiemi, Rin'den uzak dursun. Tabi birde LightxL var ki, onları yeri bende ayrı. İlk yaoi çiftimdi onlar benim, yaoiye giriş sebebim >//w//<

Şöyle ufak ufak yaoi terimlerinden de bahsedelim.
Seme: Aktif olana denir. Uke'sini elde etmek için her şeyi yapar. Genellikle hep kuul, zengin, hayatta başarılı olmuş kimselerdir.
Uke: Pasif olana denir. Seme'sine olan aşkını bir türlü kabul edemez, çok ürkektir, sulu gözlüdür ve bazıları vardır ki kızdan farkı yoktur.
Eh, benim zevkime gelecek olursak (ki hiç istemiyorsun ben biliyom) sevdiğim anime karakterini hep uke yapıyorum o.o Ukeleri daha çok seviyorum ve nedenin üstte bir yerde açıkladım. Özellikle Rin'in ukeliğine bayılıyorum yani animede ortalığın amına koyan velet fanartlar ve yaoi doujinshilerinde ne hale geliyor. *buraya bir galp gelcek. şimdi kopyala yapıştır yapmam ben*

Koca yazıda yuriden hiç bahsetmedim çünkü yuri ile aram pek iyi değil. "Yuriyi seven kızlar nasıl seviyonuz ya öykkk" diyecek son insan olmama rağmen sevmiyorum yuriyi işte. Benimde kız olmamdan kaynaklanıyo olabilir belki. Çünkü yaoi kızlar için yapılan anime/manga iken, yuri de erkekler için yapılan anime/manga. Erkekler yaoiden nefret ediyor, kızlar yuriden.(istisnalar kaideyi bozmaz aasfjajkgbajşkgb)

Yazıdan zorda olsa çıkarılacak sonuç: Farkılıklara saygı duyalım lütfen U_U 

Ve bir daha mim yapmayacağım o.o


26 Haziran 2012 Salı

aslında çok boktanım.

yerim lan sizi! Şurada ketçap mayonez vardıydı la, nere gitti?
Bak ciddi söylüyorum tam beş kez yazıya giriş yaptım sonra sildim. Bu son olsun artık. Selam.
Dün sabahlamıştım ama keşke sabahlamasaymışım dedim ilk defa. Yani ben sırf videoları çabuk doluyo diye açtım dördüncü bölümünde bıraktığım Pretty Little Liars'ı izledim. Tamam ben dizi izlemeyi hiç sevmem. Zaten senaryoyu uzatmak için dizinin konusuna bildiğin sıçan ve izleyicinin psikolojisini alt üst eden senaristlerin bulunduğu bir ülkede yaşıyorsanız sevemezsiniz. Neyse PLL'yi izlememin tek nedeni daha bu meretin dizisi çıkmadan önce kitabını okumamdı. (Ki dizi, tüm dizilerde olduğu gibi, kitabına hiç sadık kalmamış -.-) Her neyse bozulmuş psikolojimin içine etti dizi. Önüne gelen erkeğe yavşayan (bkz. Aria. Daha yeni konuştuğu oğlanla gidip tuvalette öpüşmüştü -.-), sıfır beden kızlar beni deli etti. Ama dizi harbiden güzel yani içindeki gizem izletiyo size. "Öğrenelim şu A piçinin kim olduğunu yeter artık! Sürekli sevişip durmayın lan sizde!" modundaydım ben mesela. Tabi birde yuriden bildiğin nefret eden bir kıza gelip lezbiyenlerinde aşkını işleyen bir dizi izletirsen olacağı budur. Yani orada daş erkekler var içine birazda yaoi katsaydınız ölürdünüz, de'mi? Ayrıca dizinin her bölümünde bi dört beş tane ateşli öpüşme sahnesi olduğu için tek başınıza izlemeniz yararınıza hani.

Eee, Bloom-chan'ın yazısını gördüm ve hemen üstüme alındım o.o Sobe cevaplamayalı çok uzun zaman olmuştu ._. Blogcu'yu özledim lan. Birde hazır Blogcu demişken, bu yazıyı okuyan herkesi mimleyeyim de Blogcu kültürünü Blogger'da yaşatalım -.- Evet mim konunuz... eee...hım.. Şey hakkında... şey... Yaoi! Ve yuri! Efenim bu yazıyı okuyan herkes artık yaoi ve yuri hakkında yazı yazmak zorunda. Küfür etceğenize dua edin size konu veriyoruz işte o.o 

Ne bok yediğimi bende bilmiyorum o yüzden direk sorulara geçiyorum ben.


EN FAVORİ ANİMEN NEDİR VE BU ANİMEYİ NEDEN ÇOK SEVERSİN GARDAŞ?
En favori animem tabii ki Ao No Exorcist. Nedenini bende bilmiyorum. Zaten bilsem adı sevgi olmazdı, di'mi jdgvahfdash? Aslında, hani ne bileyim, beni bu kadar basit bir konuyu işleyişi etkiledi. Beklenen senaryoya taş çıkardı yani. Ama hani sen "en favori animen ne?" diye değilde, "seni en çok etkileyen anime ne?" diye sorsaydın işte o zaman hiç düşünmeden Death Note derdim. Fazla söze gerek yok çünkü o Death Note.

GARDAŞ HAYATINDA EN ÇOK KİMİ ÖLDÜRÜP KATİL OLMAK İSTERDİN?
Götüm yeseydi kendimi öldürürdüm. 

SEVDİĞİN KIZ/ERKEK VAR VE BU ŞAHISLAR ANİME KAREKTERLERİNE BENZİYOR.SEVDİĞİN ŞAHISA NASIL İLANI BİR AŞK YAPARSIN ?
"Ş-ş-şee..şeyy.. B-ben.. ıııı.... ha-hani diyoruuum.... Ee..s-seen...ıııııı...B-ben a-aslında...s-seni..see... Hangi dondurma aromasını daha çok seversin? Vanilya? Kakao? Çilek? Evet kakao benimde favorimdir. Her neyse peçeten var mıydı? Burnum kanıyor da. Kan kaybından ölmek istemem ve sende katil olmak istemezsin, değil mi? O yüzden şöyle bir arkanı dön de dursun artık."

JAPON MÜZİKLERİNDEN EN ÇOK SEVDİĞİN ŞARKICI KİMDİR?
Gaileo Galilei'den Yuuki Ozaki. BEN O ADAMIN SESİNE BİLDİĞİN AŞIĞIM YANİ.

OKULUNDA SENİ SİNİR EDEN BİRİ VAR MI VARSA DÖVÜYON MU ONU GARDAŞ ?
Eee... Tüm okul? Şey, 12. sınıflar hariç! Onların erkekleri daş lan! Öyleleri var ki sanki shoujo mangadan fırlamış. Tabi artık mezun oldular ;__; Neyse, ne diyordum? Kavgayla aram pek yoktur.

HAYAT NASIL GİDİYİ GARDAŞ?
EH. BENİMDE ARTIK BİR TABLETİM OLURSA BAKARIZ.

KAÇ ANİME BİTİRDİN HAYATINDA LA?
Hiç saymadım. Gerekiyo mu ki? Ama sanırım 45'i geçiktir.

EN SEVDİĞİN SHOUJO/SHOUNEN MANGADA ERKEK KİMDİR?
Böyle maviş gözleri var, lacivert saçlı emme mangada saçı siyah. Şeytanın dölü felan, mavi alevleri var çok ateşli yani. Oldukça badass ama bazen dövesiniz geliyo bide çok sapıktır kendisi U_U Gözlerini Shiemi'nin biciklerinden alamaz. (bkz. Mangada 35. bölüm ;__;)
Hala anlamadın mı? İlk başta da vardı resmi oysa .v.

RRRRRRRRin.

SORULAR SIKICI MI KARDAŞ?
Elbette haa.....ppşuuu!!! Yaz gribi... Tabi değil Bloom-chan! *w*

SIKICI DEĞİLSE DEVAM MI GARDAŞ?
Onegai o-o

EĞER BİR ANİME YAPMAK YADA MANGA ÇIKARMAK İSTESEYDİN KONUSU NE OLURDU ?
Valla ben çıkarıyorum zaten  U_U (bkz. K-himori denen boktan şey.) Mangayı askıya aldım ama hikaye şeklinde yazarak sizi boğuyorum, ayhhh huyum kurusun -w-

MANİTA VAR MI? :D (komiklik olsun diye sorulmuş bir sorudur :D )
Of, hiç sorma! Tam üç tane! Onları nasıl idare ettiğimi bi ben bilirim bi Allah valla. Ama gız hepside daş yani karar veremiyorum .//w//.

(bkz. Rin, Light, Shu. (arkadaş hala kendi hayal dünyasında yaşıyor))

EVİNİZDE HİÇ KOLEKSİYON YAPAR MISINIZ ?
Poşet koleksiyonum var o.o
Tabi birde manga. 
Ayrıca elime kalem aldığımdan beri çizdiğim resimler.
Birde raf dolusu fantastik kitap.
Babamın eczaneden getirdiği bozuk ilaçları unuttum.
Bunlar olur mu?

EN SEVDİĞİN DERS NEDİR?
Kafama bir şey atmayacağınıza söz verirseniz... Edebiyat dersini seviyorum. Birde biyoloji var. Ve ingilizce. 
(Bu sobeyi okul varken cevaplasaydım iki gözüm önüme aksın boş ders derdim)

TATİLDE EN ÇOK YAPMAK İSTEDİĞİN ŞEY NEDİR?
Rin'in kuyruğuna dokunmak o.o Şey aslında bu tatilde değil tüm hayatım boyunca yapmak istediğim bir şey olacak.
Tabii birde Rin'i bir maid elbisesi içinde görmek var. Tamam bu yapılacak bir şey değil ama fantezilerim çoştu gene. Hey ama bir dakika, rüyalarım gerçek oldu KYAAA!

SATIN ALDIĞINIZ MANGALAR VAR MI GARDAŞLAR ?
Türkçe yayınlanan orijinal Japon yapımı mangalar. (bkz. Death Note, Naruto. Ve evet. One Piece yok. Çünkü sevmiyorum.)
Ve Arunas yayıncılığın yayınladığı tüm Amerimangalar. (bkz. Amerikan yapımı manga)

OKUL HAYATINIZDA HİÇ BİRİYLE KAVGA ETTİNİZ Mİ?
Ben, burcumdan dolayı olsa gerek, pek kavgalara karışmam. Zaten acaiip kırılgan bir yapım vardır hani (bkz. balık burcu olmanın en berbat yanları bölüm 1578946) Kavgalarda sadece izleyici ve ara bulucu konumundayımdır. İnsanları sözlerimle dövmeyi tercih ederim U_U Çünkü kavgaya girsem ebemin sikileceğini iyi bilirim.

Bitti .w. Ve biliyor musunuz? Dünyanın sonu geliyor! Kishimoto ağabey Naruto'yu sonlandırmaya karar vermiş! Önce Bleach şimdi Naruto! Doğru sığnaklara lan! 

Ve mimledim seni, UNUTMA.

23 Haziran 2012 Cumartesi

bir gün bende eve erkek atacağım.

Şimdi asıl konuya geçmeden önce (ki konu var mı bende bilmiyorum) Ani-chan'dan (sana böyle seslenebilir miyim? .m.) Ao no Exorcist'in filminin geleceğini duydum. Ve kelimenin gerçek anlamıyla havaya uçtum. Ciddi söylüyorum 11 saat boyunca sandalyede yapışıp kalmış götüm bir beş santim yukarı çıktı. Tabi bunu duyan ben yerimde durur muyum hiç. Bokun bile benden daha çok şey bildiği bir ingilizceyle filmi araştırdım ve filmin 2012 kışında geleceğini duydum. Sakinim... Calm down... HAYIR SAKİN FALAN DEĞİLİM. Lan itler yazın daha başındayız ne kışı! Neyin kafasını yaşıyonuz olm siz! Lan bide daha bunun çevrilmesi var, 2012in sonunu bulur bu filmi izlememiz_ _


Neyse ne diyordum ben. Ha, kısa bir süre önce bende de animelerdeki kodumun kızları gibi bir "abi kompleksi" olduğunu fark ettim. Tamam benim bir abim yok, dayımın benden üç yaş (iki de olabilir) büyük oğluna abi diyorum. Çünkü adıyla seslenmeye kalktığımda veya abi kelimesinin başına adını getirdiğimde bileğimden oluyordum. Kas yığını pezevenk kırıyodu bileğimi. Neyse ne, işte şimdi ben K-himori'nin olay örgüsünde (her zaman olduğu gibi) tıkandım. Ama bu sefer nasıl tıkandıysam bir türlü açamıyorum o tıkanıklığı. Çünkü o kadar çok karakter girdi ki araya. Hayır karakter temizliği yapayım diyorum, konuyu nasıl bir hale getirdiysem istesem de çıkartamıyorum o karakterleri. İşte tüm bunları konuşup tıkanıklığı gidermeme yardımcı olacak bir editör arıyorum kendime şu aralar. Aslında editörde pek denemez. Hikaye için istediğimde danışacağım biri olacak işte. Düşündüm taşındım bana en iyi editör kim olabilir diye. Ah, tabi ki abim! Benden üç (ikide olabilir) yaş büyük olmasına rağmen kafa dengim çünkü. Küçükken babamın eczanesinden getirdiği tarihi geçmiş ilaçlarla Heri Potır'çılık oynarken şimdi oturup hayatın amına koyuyoruz. Her şeyi açık açık konuşabiliyorum abimle ve o şuana kadar gördüğüm hayal gücü en geniş erkek. İşte ben hayaller kuruyorum şurada 2 hafta sonra Milas'a gideceğiz (orası Muğla'nın bir ilçesi oluyodu galiba, sanırsam, bilmiyorum) bende abime anlatacağım K-himori'yi falan, oturup beraber yazcaz.
AMA.
Bir gün kahvaltı sofrasındayken (her zaman olduğu gibi) dedem yine başladı kendine komik gelen torunlarıyla yaşadıkları olayları anlatamaya. İşte konu abime geldi bende yeni uyandığım için yarım yamalak dinliyorum anlattıklarını. Abimin bir sevgilisi varmış. Tamam burada sorun yok, herkesin olabilir. Evlenmeyi düşünüyormuş. Olabilir çünkü sonuçta daha..bir saniye..on iki..üç daha..On sekiz yaşında. Hatta kızı eve getirip menemen bile yaptırmış. Oda olur. Buraya kadar bir sorun yok diye düşünüyordum ama sonra kafama dank etti. Lan abim bu kıza bu kadar değer veriyorsa nasıl oturup bana hikayede yardım edecek lan! Eve bile getirmiş piçi! Benim yüzüme bile bakmaz o pezevenk sevgilisi varken! (Pezevenk diye abime dediydim o.o karışmasın diye şey ettiydim. Kızdan pezevenk mi olur la) Ve bu sinirle "editörüm olabilecek" kişiler listesinden abimi sildim ki o listede bi o vardı zaten.

Benimde kafa buradan başka bir yere gitti. Acaba ben erkek arkadaşımı eve getirsem, tanıştırsam ailemle falan. Yemin ederim evlatlıktan red ederler beni lan. Tabi sonra düşündüm "amık benim sevgilim mi var ki eve getiriyorum". Bilmiyorum belkide anime erkekleri yüzünden gerçek hayattaki erkekler kesmiyor beni. Yani ben Rin, Light, Shu, Soul, Kazehaya, Usui birazda L kırması bir velet arıyorum. Yoksa olmaz! Asla! Ama bazende, hani, hiç sevgilim olmadığını söylediğimde de bir tuhaf oluyorum. Utanıyorum işte çünkü karşımdakinin 20yi geçik sevgisi olmuş oluyor. Neden hiç sevgilim olmadığını sorduklarında verdiğim, "Ben gerçekten aşık olacağım birini bekliyorum. Öyle denemelik sevgili olmak hamurumda yok benim." cevabına dünyanın en mal şeyini söylemişim gibi tepki veriyorlar. Gerçekten hoşlanacağım birini arıyorsam ne olmuş yani? Sizin gibi haftada da bir sevgili değiştirmiyorsam ne olmuş? Ki ben gerçekten, ciddi anlamda öyle kızlardan iğreniyorum. Sırf sevgilim var demek için çıkıyorlar ya, boğasım geliyor öyle tipleri.

Ben: O giden kim?
Arkadaşım: Sevgilim. Yakışıklı mı?
Ben: Hı-hı. Ne zamandır çıkıyorsunuz?
Arkadaşım: Bugün üçüncü gün.
Bu konuşmanın üstünden daha iki gün bile geçmemişti ki yine o arkadaşımı başka bir erkekle haşır neşirken gördüm.
Ben: Sevgilini aldatmaya utanmıyon mu lan sen!
Arkadaşım: O benim sevgilim zaten.
Ben: Ha?! Diğerine ne oldu lan?
Arkadaşım: Yürümedi onunla.

Ne yürümüyo burada anlamadım ki ben! Hayır ya daha üç gün olmuş çıkalı... yemin ederim tahammül edemiyorum böyle kızlara. Birde eski sevgilisine sarkan kızları dövmeye kalkan ama sonra götü yemediği için gözünü korkutmaya çalışan piç kızlarda var ki onlardan hiç bahsetmiyorum. Ağzım bozulmuş bozulacağı kadar zaten. Ve bu liseli kızların üyesi çok fazla olan başka bir grubu daha var: Aşırı şıp sevdiciler. Çok iyi hatırlıyorum, bizde yine bir arkadaşı bir oğlanla tanıştırmışlardı, sevgili olsunlar diye (bu mantığı hala anlamış değilim). Neyse tanıştılar bunlar, sevgili oldular aradan bir gün geçmedi ayrıldılar. Sonra bizim mal ağlamaya başladı "ya kanka ben çok aşığım ya! Niye ayrıldım sanki bir şeyin yapın ne olur!!" diye. Bende o sırada ellerimi arkamda tutuyorum hani ne olur ne olmaz diye. Çocuğu bende görmüştüm uzun yüzünü saymazsak bildiğin daş. Yani daha tanışalı bir hafta bile... ne bir haftası ya üç gün bile olmamış ne ara aşık oldun sen! Sırf fiziğine mi aşık oldun yani? Ben onun tüm söylediklerinden sadece bu anlamı çıkarmıştım. Şu aşk adı verilen boktan ama bir o kadarda kutsal kavramın suyunu çıkarmalarını görmekten bıktım. Kendinize saygınız yok, bari aşka saygınız olsun, gerçekten aşık olmuş insanlara saygınız olsun (Neva gibi ;m;). Gidin biraz shoujo manga okuyun, shoujo anime izleyin lan. Gerçek aşk nedir o zaman görürsünüz, tabi bende bu arada shoujo ile arama mesafe koysam hem sizin için hem de benim için en hayırlısı olur. Siz böyle saçma yazılar okumak zorunda kalmazsınız, bende yakışıklı bebe bulcam diye mahalleyi  radarla tarama işlemine ara verebilirim.

He bide olur da böyle bir velet bulursanız bana haber verin, anında orada biterim.

(Lan bu benim renklendirmeyi düşündüğüm resim değil miydi! Kim renklendirdi lan bu resmi! Kim! Seni kahpe! Sonunda saiyi açacak bir neden buldum diyodum bende! Geber sen! Hayır lan geberme... Bükemediğin bileği öp derlermiş... çok güzel renklendirilmiş valla ne diyim emeğe saygımız sonsuz U_U)

Neyse görüşürüz benim en değerlim, canım, yazı yazma sebebim, bir tanem, kar tanem, melek yüzlü ziyaretçim.
(Cidden shoujo okumayı bırakmalıyım.)

Hola, dulce huésped!


(Evet. Japonca, Almanca bitti şimdi de İspanyolcaya merak saldım mk)
Meyebağ! Geçen yazıdan kalan ruh halim tamamen kayboldu Allah'a şükür amma hala o kitabın etkisinden çıkamadım -__-  Evet kesinlikle artık gerçek hayattan kesitler alan kitapları okumayı bırakmalı ve içine azcıkda olsa romantizm yerleştirilmiş fantastik kitapların babalarına geri dönmeliyim -.- Acılı aşklar, gerçek hayatlar bana göre değil anasını satayım. Zaten gerçek hayattan kurtulmaya çabalayan bir yapım olmasına rağmen gidip öyle kitaplar okuyorum ya beynime sıçayım.

Şimdi bişey dicem. Ama sakın vurma. Ben okulu özledim. Dur! İndir o kesici aletleri! Domatesi de bırak! Nimet nan o! Önce bir anlatayım, değil mi? Aslında özlediğim şey tam olarak okul değil. Aklı seks ve aşktan başka bir şeye basmayan sınıf arkadaşlarım hiç değil. Aslında neyi özlediğimi bende bilmiyorum. Ama hani ne annemin evinde ne babamın evinde kendimi 'evimdeymiş' gibi hissedemiyorum. Sorun burada işte. Ne babamın evinde rahatım ne annemin. Kendi ebeveynlerim olmasına rağmen, ne bileyim işte lan rahat edemiyorum. Okul ortamı daha iyiydi sanki, sürekli şen şakrak bir ortam falan vardı fişnevotka fişnevotka. Özledim lan. Birde bu sene okul açılcak yine dersler ebemizi sikcek diye de korkmuyorum. Birde bu etken var tabi. Çünkü seçtiğim bölümde sayısal derslerin s'si bile yok. Hatta okul açılsın da çabucak ingilizce öğreneyim derdindeyim. (Acıdı lan atmayın artık!) Çünkü sınıfta artık herkesin inglizcesi iyi olduğundan ingilizce yazılılarında sınıf arkadaşlarım beni en rahat kopya çekebilecekleri yere otutturmayacak, bende "Kimsiniz olm siz! İngilizcede en yüksek not benim olmalı amık liselileri! Nah veririm size kopya!" kafasına girmeyeceğim ve ingilizcede kopya vermediğim arkadaşlarımdan fizik yazılılarında kopya dilenmeyeceğim.

Neyse ne, ben K-H'nin 5. bölümünün son kısmını koymaya geldiydim.
~~
Raporu henüz yazmamıştım ve bugün onu teslim etmem gerekiyordu.Bugün o lanet raporu vermezsem uyarı alacaktım ve babam göreve izinsiz gittiğimi anlayıp hayatı bana zindan edecekti.Yataktan düşercesine çıktım ve Minik’i aramaya koyuldum.Raporumu sağlamlaştırmak için o fotoğrafa ihtiyacım vardı.Minik’i bulduktan sonra altındaki kapağı açıp flaş belleğini çıkardım.Külüstürü açtım ve elimde kağıt kalemle raporu yazmaya koyuldum.

‘Saat 02:10’da görev yerine vardım.Işınlanmış olduğum restorandın arkasından çıkarak uzaylıyı aramaya koyuldum.Yarım saat boyunca etrafı gezdim ancak karşılaştığım herkes normal görünüyordu.02:40 sularında karanlık bir bina arkasına girdim.Orada ilerledikçe ağlama sesleri duyduğumu fark ettim.Sesin geldiği koliyi çektim ve fotoğraftaki yaratıkla karşılaştım.Durmadan ağlıyordu bu yaratık.Beni fark edince saldırmaya yeltendi ama başaramadı.Ona üç el ateş edince yaratık bağırarak kaçtı.Onu yakalamak için arkasından koştum ama çok hızlı olduğu için yetişemedim.’

Tamam,biliyordum.Bir iki şeyi değiştirmiş olabilirdim.Ama yapmak zorundaydım.Kimsenin Bloen’e uzaylı saldırmış ondan uzak durun!Virüs vardır belki, demesini istemiyordum.Belki uzaylı bu kıza saldırmış,onu hemen tecride alında diye bilirlerdi.Hayır şurada iki ay sona on beşime girecektim.O lanet uzaylı kız  hayatımı mahvedemezdi.Buna izin verecek kadar aptal değildim.Külüstür açıldıktan sonra belleği bilgisayar taktım ve fotoğrafı yazdırmak için ayarlamaya çalıştım.Fotoğraf beni,gece ki gibi olmasa da,ürkütüyordu.Tam ona ateş ettiğim anda çekildiği için kızın ağzı bir karış açılmıştı ve sağ omzundan mavi sıvı fışkırmıştı.Fakat o tuhaf örümcek kolları mavi ışıklar içinde parlıyordu.Tam boyda çok bulanık çıktığı için küçülttüm ve ‘yazdır’ tuşuna tıkladım.Makine gürültüyle çalıştı,iki saniye sonra fotoğraf elimdeydi.Tiksinerek baktım ona ve hızla ters çevirip masaya koydum.Kitaplığıma giderek raporu koyacağım büyük kahverengi zarfı çıkarttım.Raporumu ve fotoğrafı özenle yerleştirdikten sonra yapışkan yerini yaladım ve kapattım.Hızla geceliklerimi çıkarıp,beyaz boyunlu bir badi ile gri eşofman altı giydim.Kıyafetlerimi oraya buraya attıktan sonra ancak bulabildim pembe sweatshirtmü.Saate baktım,sekize on vardı.Zarfı alıp sessizce aşağı indim.Vestiyerden anahtarımı alıp kapıyı yavaşça açtım ve dışarı çıktım.Temiz havayı ciğerlerime doldurduktan sonra var gücümle koşmaya başladım.Daha hızlı koşarsam yetişebilirdim.
~~
Yemin ederim son kısmın bu kadar kısa olduğunu bilmiyordum! Hayır hangi akla hizmet bu kadar kısacık yeri kestim hala anlamadım. Ciddi ciddi ben şu sıralar hiç iyi değilim.
Eh, ama söz. 6. bölümü geciktirmeden koyacağım U_U (sanki bekleyen varda amk >.> (töbe töbe ezan okunuyo nan!))

22 Haziran 2012 Cuma

bir kitap vardır unutur gidersin, bir kitap vardır içini dağlar

Selam. Blogu elimden geldiğince güncel tutmaya çalışsam da arkadaşlarım panelde yazı eklerken ben sadece öyle bakıyorum. Yazacağım yazının bir amacı yok ve şuan öylesine nefret dolu, berbat bir ruh halindeyim ki... Eğer sende kötüysen okuma bu yazıyı, askıya  al.

Bir kitap bitirdim. Her sayfasını nefretle okudum ama bir o kadar da çok sevdim o kitabı. 
Hani, Ü'yle, 15 tatilin başlangıcında D&R'a gitmiştik de bu öküz benden ona kitap almamı istediğini söylemişti  ve bende sırf o götü bokluya kitap almamak için Neva adlı bir kitap almıştım. Uzun uzun bahsedeceğim o kitaptan işte, kahrolacası kitaptan, lanet olası yazarından.

Kitabın arkasını incelediğinizde sadece okur görüşleri olduğu için içeriğinin ne hakkında olduğunu kestiremiyorsunuz. Sadece acılı bir aşk hikayesini anlattığını biliyorsunuz, o kadar. 
Ilgın adında bir oğlan var. Esas oğlan. 20li yaşlarında olmasına rağmen daha önce hiç sevgilisi olmamış ve hayatının kadınını arayan saf salak bir oğlan. Bu oğlan en sonunda tanışıyor hayatının aşkıyla. Neva'yla. Esas kızla. Ama bu ikisi bir türlü mutlu olamıyor. Ilgın'ın salakları yüzünden, geçmişe takıntısı yüzünden. Kitabın son sayfasını okuduğunuzda gerçekten büyük bir hüzün ve nefret kaplıyor içinizi.


Tamam, ben öyle sırf aşk hikayesi anlatan romanları sevmem açıkçası. Çünkü konu tamamen aşk üzerinde olunca zevki olmuyor bence. Araya yerleştirilen, sırf kitabın tadı tuzu olsun diye konulan romantizmi daha çok seviyorum. Bu kitapta arkadaşımın tavsiyesi üzerine almayı düşündüğüm bir kitaptı. Onun söylediğine göre ablası kitabı bitirdiğinde hıçkırıklara boğulmuştu. Benimde ilgilimi çekti tabi ağlatan bir kitap. Tabi şunu açıklığa kavuşturalım, kitap bittiğinde ağlamadım, sadece sinirden titrer haldeydim ki kitabı sadece 5 dakika önce bitirdim. Neyse işte başladım bu kitaba. Başları inanılmaz sıkıcıydı. Öyle böyle değil, yarsına geldim, dayanamadım ara verdim ve Neva'ya ara verdiğim sırada beş roman bitirdim. Çünkü kitap piç Ilgın ve Neva'nın aşkı üzerine kuruluyken kitabın yarısına gelmeme rağmen hala tanışmamışlardı. Her neyse, ben o beş kitabı okumakla meşgulken arkadaşıma verdim Neva'yı. Sağ olsun o bitirdi kitabı ve apaçık psikolojisini bozduğunu, Ilgın'ı bir kaşık suda boğabileceğini söyledi. Tabi bu sırada kitabın hazin sonunu da söyledi. Dediğine göre Neva ölüyordu, Ilgın piçi öldürüyordu onu. Bende merak ettim doğal olarak bu oğlanın Neva'ya deli gibi aşık olması lazım niye onu öldürüyor diye ve niye arkadaşım Ilgın'dan bu kadar nefret ediyor diye.

Kitabı bitirdim ve dediğim gibi her sayfasını okuduğumda içimden fırlatıp atmak geliyordu. Bir insan bu kadar mı odun, bu kadar mı geri zekalı, bu kadar mı geçmişe bağlı olabilir! Hayır, Neva sırf hayal ürünü olan bir kitapta değil. Yazarın (Ilgın Olut'un) başından geçenleri anlattığı bir kitap. Belkide bu kadar gerçek olması dokundu sinirime. İlk başta da dedim Ilgın üniversiteye kadar kadın eli tutmamış saf bir çocuk. Ve ne yapsa ne etse kadınlarla hiçbir deneyimi olmadığı için konuşamıyor ve şu 'hayatının aşkını' bir türlü bulamıyor. Ama sonra bir şey oluyor bu çocuğa biranda erkek orospusuna dönüyor. Yatmadığı kadın kalmıyor, evliden bakireye, küçüğünden büyüğüne. Üniversiteyi bitirip doktorluk yapmaya başladığı sırada Neva'yla tanışıyor. Neva'da öyle böyle değil yani. Yazar nasıl tasvir etmişse artık bildiğin Pamuk Prenses. Doğaüstü güzel, bembeyaz tenli, kıpkırmızı dudaklı falan. Ve ölesiye masum, temiz, iyi kalpli ve bildiğin konuşma özürlüsü. Kimseyle rahat rahat konuşamıyor, özellikle erkeklerle. Ve sevdiği adamı kırmaktan o kadar çok korkuyor ki. Neva ve Ilgın işi ileriye götürüp evlenmeye karar veriyorlar. Ama Ilgın piçi rahat durur mu, evleneceği kadının geçmişini araştırıyor ve birde ne görsün! Neva'nın göbeğini ellemiş bir oğlan! Gece aynı yatakta yatmışlar ama Neva sadece göbeğini ellemesine izin vermiş daha ileriye gitmemiş. At gözlüklü Ilgın takıyor kafasına bu olayı. Neva'nın daha yeni tanıştığı ablasının nişanlısının arkadaşıyla aynı yatakta birbirlerine dokunmadan yatmalarını kaldıramıyor kendisi daha yeni tanıştığı kızla tuvalette ön sevişme yaparken. Bu yüzden çok kavga ediyorlar Neva'yla. Ama Neva körkütük aşık şu piçe. Aslında ikisi de birbirini seviyor ama Ilgın bu işte! Olur mu hiç! Kendisinin yatmadığı kadın kalmamış, evli kadını bile elden geçirmiş ama Neva...! Sırf yeni tanıdığı biriyle aynı yatakta yattığı için ahlaksızın önde gideni! İnsan bile değil! Ne kadar aşmaya çalışsa da beceremiyor sürekli Neva'ya küfürler yağdırıp duruyor. Artık biran geliyor ki, kendi kirli geçmişine aldırmadan kızının bir anlık hatası (!) yüzünden nişanlılarken, aileleri tanışmışken, evlerine eşyalar alırken sırf bu olay yüzünden ayrılalım diyor, ben buna daha fazla katlanamam diyor. Dedim ya Neva, zavallı Neva'cık, körkütük aşık bu oğlana. Dayanamaz onsuz yaşamaya, o yüzden Ilgın'ın gözleri önünde atıyor kendini aşağı. Ilgın hele şükür pişman oluyor yaptığı piçlikten. Neva'yı hastaneye götürürken onu ne kadar sevdiğini söylesede işe yaramıyor... zavallı Neva'cık ölüyor. Neva'nın ölmeden önceki şu sözleri öyle içime dokundu ki...

"Ben... Senin beni sevmeni istedim hep. Bak işte... Hatalarımın cezasını çektim... Değil mi? Artık beni seviyorsun değil mi?"

Sahiden yıllar geçse bile unutamayacağım kitapların arasına girdi bu kitap. İşlediği aşkla değil, Ilgın'ın bu kadar ahmak tavırları yüzünden 19 yaşındaki Neva'nın hayatını mahvedişini hatırlayacağım.


Yıllar geçti üzerinden... Genç adam yıllar boyunca yaşadıklarının bir anını bile unutmadı. Genç bir kızın yalnızca kadınlara özgü derin bir yalnızlıkla sevgiyi ve mutluluğu arayışını, bunun için yaşadığı masum çırpınışları görememişti. 

Şimdi ise tüm yaşananlar uzaklarda kalan acı dolu bir hatıra gibi. Geldi, arkasında koskoca bir boşluk bıraktı ve geçip gitti. Çok garip, bu boşluk hep içerilerde bir yerlerde duruyor ve hiçbir şey dolduramıyor onu. İşyerinde çalışırken, evde veya dışarıda dostlarla birlikteyken, çok derinlerdeki bir parça her şeyden ayrı... Sürekli içinizde çalan, sizden başka kimsenin duymadığı bir müzik gibi... 

Evdeki herkes gidip yatağınıza uzandığınızda ve bütün sesler kesildiğinde ruhunuzda o garip, berrak ama güçlü müzik duyuluyor sadece. Çok iyi tanıdığınız, varlığına iyice alıştığınız, ruhunuzu okşayan bir melodi. 
Vicdanın pırıltılı, ince, yumuşacık fakat o çok güçlü melodisi...



(Fazla spoiler vermem UMURUMDA BİLE DEĞİL. Tüm bunları yazmasaydım bir damla bile uyku girmeyecekti gözüme. Yine girmeyecek ya. Olsun.)

18 Haziran 2012 Pazartesi

Yüz Çizim Dersi!

amanin yine Blo .-.
Diğer şablonun içime sinmediğini söylemiştim. Her neyse. Naber? diye sormaya hiç mi hiiiiç gerek yok çünkü cevap aynı; Sıkılıyorum, sıkılmaktan sıkılıyorum, terledim, dondurma, sıcak. Eğer "sen nasılsın?" diye soracak olursan (ki sormadın, ben kendi kendimi avutuyorum) benimde cevabım aynı. Öğlene kadar duvara yapışıp uyumak ve kafamı buzluğa sokup beş dakika boyunca öyle kalmak dışında şu sıralar uzun yolculuklarda izlemek için Ao no Eksoşisto'nun tüm bölümlerini telefonuma yüklemekle meşgulüm. Ki bu yabana atılacak bir şey değil. Koskoca 25 bölümü nasıl indirdim bende bilmiyorum. Nasıl bir hırs geldiyse bana 25 bölümü bizim evin interneti hızında tam 3 günde indirebildim. Ve, şekilde göstermek gerekirse telefonun dolu alanı bu kadarken;
____----------------- videoları yükleyince böyle oldu:
______________---- uygulamalardan kısmam gerekecek ;o;


Aslında şuan sırf yazıyı uzatmak için saçmalıyorum.




Teeeeeee şubatta "yüz çizim dersi koycam bebehlerim" dediğim dersi haziranın son haftalarında koyuyorum. Bu sabah aklıma düştü hazır boşken bende çizeyim dedim o.o Ama bilindiği üzere (hala kendini kandırıyor) Canon-chan bozuk olduğu için telefon kamerasıyla çektim. Neyse lafı fazla uzatmadan koyayım ben. Bu sefer fazla oldu galiba sayfalar o.o Elimden geldiğince iyi anlatmaya çalıştım ama yine bir bok olmadı. Ve unutmadan söyleyeyim. Bu benim kullandığım bir yöntem. Yani illa herkes böyle yapcak lan! diye bir şey yok. Herkes kendi taslak yöntemini oluşturmalı kannımca. Olayı daha iyi açıklamak için eski resim hocamın söylediklerini buraya geçiriyorum;
"Öyle bir tarz oluşturmalısın ki, insanları çizimi gördüğünde 'Aaa, bu Derya'nın resmi!' demeliler."
(Evet! Gerçek adımı öğrendin! Ben Derya! Assdjkgfkja!) Demeye çalıştığım... Yeteneğini asla başkalarına benzetmeye çalışma. Çünkü aman işte anladın sen! Sıcaktan kavrulmuş beynimi yorma .-.








Profilden çizme (kağıda feysbuk profili çizmek değil. Malak lan öyle boktan şeyler yapanlar. Feys zaten çürütüyor hayatımızı birde ergenler gidiyo kağıda da yapıyo, onu çizcem diye bir sürü vakit harcıyo tövbe tövbe. (artık 'r' harfleri emekli olmuş.) ) dersi de koymayı düşünüyorum. Kesin bir şey söylemem çünkü geçen söyledim, kaç ay geçti öyle koydum. Bende böyle öküz, embesil, amip, terliksi hayvan, öglena, protista bir varlığım işte. (Biyoloji dersinin yararları vol.1) Bak, beni öldürseniz dünyadan bir pisliği temizlediniz diye size madalya bile verirler, ciddiyim ben.

15 Haziran 2012 Cuma

Yaz, sana senden nefret ettiğimi söylemiş miydim?


(Yaz geldi. Artık panelde yaz ile ilgili yazılar görmeye alışın)
İnsanlar neden yazı sever anlamam. Hayır, götünüzden bile ter geldiği, hamam böcekleri ile sarmaş dolaş olduğunuz bir mevsimi hangi canlı sevebilir? İyi, yazın okul yok okey ama bu kodumun yaz mevsiminin eksileri artılarından fazla. Bir kere kızsan yaz geldiğinde bildiğin sıçtın. Kelimenin gerçek anlamıyla sıçtın. Hayır bir kere ağda sorunu var. Ayrıca bikini ve beraberinde getirdiği "Katil Bebek Çaki" iç güdüsü. Ben hala anlamam  daha bu yaşta niye erkek bozması piçleri etkilemek için götümüzü yırtıyoruz? (Anlaşıldı. Bu bir nefreti kusma yazısı olacak. Aslında yazıya başlarken niyetim Guilty Crown'u tanıtmaktı ama) Ve chrome niye sürekli "göt" kelimesinin altını çiziyorsun? Bir sorunun mu var? ÇIKIŞA GEL SEN! *calm down* (Arkadaş gitti yabancı dil bölümünü seçti de (ki boktan ingilizcesiyle ne halt yiyecek orasıda bilinmez (haftada on üç saat ingilizce ne demek lan? (uzun lafın kısası aralarda geçen ingilizce (ey chrome! yazım yanlışı yapmadan kelimenin altını çizmeyi bırak! "ingilizce" de kelime yanlışı felan yok ve büyük harfle başlamıcam var mı! Ne diyodum hah, aralarda geçen bazı ingilizce kelimeler olabilir (buda size koyabilir) yani aldırmayın, ingilizcemi geliştirmeye çalışmaya çalışıyorum.)

Ne yazdığımı unuttum, hah tamam erkeklere ve onlara yaranmaya çalışan götten bacaklı (hayır şimdi bu nasıl bir küfürdür? Yani hepimizin bacakları götten çıkıyo. Yani ben şimdi küfür mü etmiş oldum yoksa insan uzuvlarının çıkış noktalarını hatırlattım bilemedim.) kızlardan bahsediyordum. Yaşınız başınız kaç nan sizin? O makyajlar,o külotla eteğin ucunun arasında bir santim olan kıyafetler? (Çaktırmayın, arkadaş fazla kıskanç.) Sonra 'orospu' dedik diye kavga çıkartıyorsunuz. Öyle davranmayın bizde demeyelim, di'mi? Yani şimdi sen gidip derin göğüs dekolteli mininin de minisi etek giyen birini görsen arkadaşının kulağına eğilip "ay şuradaki kıza bak hahaha bildiğin orospu" demez misin? Valla, açık olalım, ben önüme gelen her kıza öyle diyorum.

 Özellikle de uçan hamam böceği saldırısından yeni kurtulmuş bir ruh halindeyken. Kodumun hamam böceği yüzünden elimi yaktım lanet olsun. Ama suç babamda! Yani ben tam harikateşemötesi Guilty Crown'umun son bölümünü izlerken gelip beni kaldırıp kahve yapmaya gönderirsen olacağı budur elbet! Ayrıca siz niye bilgisayarı öğrencilere kiralamak için yaptığınız gö...z kadar çatı katına koyarsınız ki? Tamam hiç kimse gelip seni rahatsız etmiyor, rahat rahat yaoi izleyebiliyosun ama... Yani aşağı in kahveyi yap yukarı çıkarken kapının önünde hamam böceğini gör, göt üç buçuk atarak insin aşağı, sonra de babana "baba hamam böceği var öldür öyle!" diye, sonra baba kapayı açsın, hamam böceği öç almak için üzerime uçsun, ben çığlığı koparıp kaynar kahvenin yarısını elime içereyim... Bu yani olacağı bu işte. (Hamam böcekli kısmı yazarken milyon kez arkasına dönüp baktı, ayaklarını karnına çekti) Hadi hayırlısı, hamam böcekleri ile savaş, BAŞLADI!


Ben başta da dedim Guilty Crown'u tanıtmak için yazacaktım bu yazıyı. Ama. Olmadı. Olamadı. Bende o yüzden biraz amv koyup gidiyorum. Resim sıkıyo insanı.

çokoş bi video nan bu. İzlemeyenlerin üzerinde uyurken hamam böcekleri gezinsin inşallah.(Büyük beddua etim bak.)

Yukardaki video yorumu bu video içinde geçerli. Yorma beni.

Şimdi sen diyosundur "alla alla bu kız yazıda hiç 'rin' demedi hiç 'ao no eksoşisto' demedi? Noluyo lan?!" diye. Ama korkma Rin'siz bir yazı yazar mıyım ben hiç allasen?♥

*şuana kadar izlediğim en iyi ve en kısa ao no eksoşisto amvsiydi .m.*

Bu video da güzel, hoşta.. Şimdi Ao'yu hiç izlememiş biri bu videoyu izlese bir kız için kavga eden iki erkekten başka bir şey göremeyecek. Ama aralara başka animelerden de görüntüler konulması çoğoş bi ayrıntı olmuş ♥(Tabi bende bıraktım işi gücü video eleştirmenliğine başladım) Ki bu videodan bir sürü anlam çıkarılabilir. Öyle böyle değil yani. Benim çıkardığım ve Shiemi'den daha da nefret etmemi sağlayan anlam şuydu;
Şimdi Rin ve Yukio, Shiemi'ye vurgun. Yukio yanan bir odaya giriyo ve elinde kanlı bir kılıç olan Rin ve Shiemi'nin cansız bedenini görüyo. Doğal olarak bunu Rin yaptı zannediyo fakat benim Rin'im onu kurtarmaya çalışıyodu o sırada, ki yinede başarısız oluyo. (Oh gebersin piç) Sonra yanlış anlamadıysam Shiemi'nin ruhu bu iki kardeşin kavga etmemesi için tekrar geliyo. Gibi gibi.

Bunu koymadan gidemezdim D: 
*Kimi ni Todoke seni çok özledim nan D: İki kez izledim bu gidişle üçüncü kezde bitiririm ben bu animeyi U__U*

Bunu da koymadan gidemezdim D:

Şimdi anam ben baya bi yoğum. O yüzden kendine iyi bak.
*der ve eğilerek sahneyi terk eder*

11 Haziran 2012 Pazartesi

BAŞLIKLARI SEVMEM, ONLARDA BENİ SEVMEZ.

Selam U.U Garip bir şekilde adının ne olduğunu benim bile bilmediğim bir ruh hali içindeyim. Öyle böyle değil yani, sanki biri kalbimi almış oksijensiz bir kaba kapatmış gibi, iğrenç bir his. Fazla uyumaktan olsa gerek O.O Adam gibi anlatmak gerekirse, annem beni bir kursa göndermek istiyor. (Tam hiçbir bok yapmak istemediğim yaz tatilinde beni kursa göndereceği tutuyor, yoksa evde temizlik yaptırır) Bu gideceğim kursta babamın evinin yakınlarında. Bir yada iki hafta babamın yanında kalacağız işte ve bu süre boyunca ben kursa gidip kaydımı yaptırmak ve başlamak zorundayım. Ama bendeki de bildiğin piçlik. Sabah kalkıp kursa kaydımı yaptırmaya gitmem gerekirken, dün gece ikide yatıp sabah dokuzda kalkmama rağmen sırf kursa gitmemek için sabahladım. "Ben sabahlarım şimdi, güneş doğunca da horul horul uyur iki üç gibi kalkar kursa gitmem" fikrim buydu ve Allah'a şükür uygulayabildim. Yolunda gitmeyen şey sabah altıda yatıp dörtte kalkmış olmam. Günüme sıçtım kısacası. Ki bende yaz tatiline başlamadan önce hayaller kuruyorum, sabahları erken kalkcam, bisiklet sürücem yeni maceralara atılcam felan ama yok. Dediğim gibi ben bu yaz tatilinde göt büyütmekten başka bir şey yapmayacağım.
Birde üstüne üstlük dediğim bu tuhaf his var içimde, nedeni şimdi kurstan kaytarmak mı, yoksa o kadar plan yaptığım halde zamanı düzgün kullanamam mı, o da olmadı Antalya'nın bunalıtıcı havası mı bilmiyorum.(Tamam söylemene gerek yok. Çok saçma sapan şeyler düşünüyorum, yaptığım tek şey bokluk. Biliyorum)
 Her neyse, ben bu yazıyı aslında K-himori'nin ikinci kısmını koymak için yazacaktım. Öylede yapacağım zaten. Bide sabahlarken bu şablon gözüme takıldı ve kullanayım dedim ama içime pek sinmedi gibi. Ki zaten ben bu kahrolacası ruh halindeyken Rin'in maid kıyafeti giymiş hali bile içime sinmez. (Durum bu kadar ciddi yani o.o)
--

Beynim,vücudumdaki her hücreyle beraber durmuştu.Nefes alamıyordum,lanet olası hava bir türlü ciğerlerime ulaşmıyordu.Aklım,mantığım şuan karşımda duran şeyin ne olduğunu algılayamıyordu,kısa devre yapmış bir makine gibiydim o an.Ama bana kısa devre yaptıran şey su değil,karşımda ki dizlerini karnına çekmiş ağlayan siyah saçlı kızdı.Normal bir kızdı,tabi sırtından çıkan örümcek kollarına benzer uzuvları saymazsak!Ama sanki sırtına bağlı değilmiş gibi havada asılı duruyorlardı.Örümcek kollarından tek farkı altı tane olmasıydı,ayrıca pürüzsüzdüler ve sanki içlerinde beyaz-mavi bir sis oynuyordu.Etrafa güzel bir ışık saçıyorlardı.Ürkütücü bir güzellikleri vardı.Geri geri gitmeye başladım ama ayaklarım titriyordu,korkudan mı soğuktan mı bilemedim.Kız,burnunu çekti ve göz yaşlarını sildi.Örümcek kollarının ışığıyla gözlerinin de saçı gibi zift siyahı olduğunu fark ettim.

“Sende mi kaçacaksın?”dedi bana,bana bakmadan.Bir şey izlermiş gibi yere bakıyordu.“H-ha-hayıır..” Kendi sesimi bile zor duymuştum.Kız,yavaşça kafasını bana çevirdi.Gözlerinin altı şişmişti ve ağzının kenarında mavi bir sıvı vardı.Buruk bir gülümseme takınarak ayağa kalktı.Tüm vücudu yara bere içindeydi ama kırmızı kan yerine,ağzında ki o mavi sıvıdan vardı ve hala akmaya devam ediyordu.Kıyafeti ise kir,pas içindeydi.Savaştan çıkmış gibi duruyordu.

“Benden korkma diğerleri gibi...”dedi kafasını yana çevirerek.Ağzımı açtım ama ses çıkmıyordu.Ses tellerimi yitirmiş gibiydim.Ama kulaklarım sayesinde kalbimin atışını çok rahat bir şekilde duyabiliyordum.Göğüs kafesimi kırıp kaçmak,vücuduma kan pompalamaktan daha önemliymiş gibi atıyordu.

“B-been..Sana za-zarar vermem!Y-ya-yardım bile edebilirim!” Cümleler ağzımdan sanki korkak bir soruymuş gibi çıkmıştı.“Seni anlamıyorum.”demesiyle kafamda şimşekler çaktı.Çeviricim sayesinde hangi dilde konuşursa konuşsun onu anlayabilecek konumdaydım.Ama o beni anlamıyordu.Yavaşça bana yaklaştı,elini yüzümde gezdirdi.Elleri de vücudu gibi yaralarla doluydu ve kanıyordu,ama mavi olarak.Tırnakları adeta bir pençe gibi sipsivriydi,insan tırnağı olduğuna inanmak için bin şahit gerekirdi-ki zaten o insan değildi-.Bedenime o an felç indi sanki.Gözlerim haricinde hiç bir yerimi oynatamıyordum.Bu sefer sonum gerçekten gelmişti.

“Hehe,bende erkek arkadaşımla yurt dışına giderdim.”duraksadı,elini çekti ve kafasını öne eğdi.Öncekinden daha cılız ve ağlamaklı bir sesle devam etti.“O,hayatta en güvendiğim kişi olduğu için...şu arkamda gördüğün kolları ona..söyledim.Önce ürktü...sonra korktu ve beni...hiç bir şeye değişmeyeceğini söyleyen adam...kaçtı,gitti..”Kafasını bir anda kaldırdı ve boynuma yapıştı.Öyle bir yüklendi ki üstüme dengemi kaybedip yere yığıldım.Kız hala üstümde var gücüyle boğazımı sıkıyordu.Bağırıyordu,köpek dişleri çok uzundu,vampir gibiydi ve gözleri...Gözleri yoktu!O zift gibi siyah gözler gitmişti!Sadece göz yuvası ve mutlak bir beyazlık vardı orada.Bağırmaya devam etti.Ne dediğini anlayamıyordum.Çevirici bile çevirememişti bu dili,konuştuğu dünya dillerinden biri değildi çünkü.Acıyla inledim.Tırnakları boynumu delmişti.Boynumdaki elini sıkmaya çalıştım ama çok güçlüydü.

Kahretsin,ölecektim burada!Belki ailem cesedimi hiç bulamayacaktı!Belki de biri cansız bedenimi görürse polise haber verir böylece bulurlardı beni.Ama ya bu kız beni yerse?!Ahh,lanet olsun!Ağlamaya ve çırpınmaya başladım..Onu ittirmeye çalıştım ama nafileydi.Gözlerine tekrar bakınca daha şiddetli ağlamaya başladım.Hayır,şimdi ölemezdim.Hem Diand olmama çok az kalmıştı,hem de daha Nate’i tanıyacaktım!Dişlerimi sıkarak var gücümle karnına bir tekme attım ve kollarından kurtuldum.Yan tarafa yığıldı,afallamış görünüyordu.Hiç vakit kaybetmeden ondan olabildiğince uzaklaştım ama bacağım yine beni yüz üstü bıraktı.Kız hala orda yatıyordu.Çok mu hızlı tekme atmıştım ne?İnanmak zor geliyordu.Bir elimi boynuma diğer elimi ise Minik’e götürdüm.Kız yavaşça kalkmaya çalıştı.Bir anda kendini toparladı ve bana doğru koşmaya başladı.Bende hemen  Minik’i çekip ona ateş ettim.Çığlığı basarak omzunu tuttu.Minik’i çok sevmemin nedeni buydu.Hem onu durmuştum hem de aynı anda fotoğrafına da çekmiştim.Hırsımı alamadım ve iki el daha ateş ettim.Ateş ettiğim yerlerden mavi sıvı akıyordu gene. Kız ağlamaya başladı,koşarak demirlerin üzerinden atladı ve karanlıkta kayboldu.Kopacakmış gibi gerilen kaslarımın gevşediğini hissettim.Minik’i hala tutuyordum ve onu sıkmaktan elim acıyordu.Elimi boynuma tekrar attım ve sildim.Korkuyla elime baktığımda kırmızıyla karışmış olan mavi sıvıyı da gördüm.Kalbim azda olsa yavaşlamıştı artık.Uzaylılar gerçekten var.Hatta bir tanesi bana saldırdı!Teyzem,babam yanıldılar.Yanıldım.Belki de tüm dünyaca yanıldık, diye düşünmeden edemiyordum.Boynumun acısı bacağımla yarışıyordu sanki.Kızın her an  gelebileceği ihtimaline karşı kalktım ve sokaktan çıktım.Yine o lanet olası restorandı aramaya koyuldum.Korkudan her adımından sonra arkama bakıyordum.On beş dakika yürüdükten sonra sonunda buldum restorandın arka kapısını.Sevinçten ağlamak üzereydim.Hızlıca kapıya koştum ve tokmağa yapıştım.Lanet olsun,kilitliydi.Küfredip kapıyı tekmeledim.Eve bu kadar yaklaşmışken..Minik’i çıkarıp tokmağa ateş ettim ve kapıya hızlıca bir tekme attım.Gürültüyle açıldı ve hemen ışınlanacağım noktaya geçtim.K-himori’nin dünyanın her yerinde böyle ışınlanma noktaları vardı ve sadece bu noktalar üzerinden ışınlanabiliyorduk.Kemerimdeki rozetimi çıkarttım.Altın renkli ışıltılı bir daireydi rozet ve altında küçük bir daire daha vardı.Buda Gian olduğumun işaretiydi.İki daire Diandlığa,üç daire ise Goldluğa.Hemen dairenin ortasında parmağımı gezdirdim ve gezdirdiğim yer beyaz ışıklar saçmaya başladı.Işıklar tüm vücudumu kaplarken gözlerimi kapattım.Sonunda,diye geçirdim içimden.Okula gelince vakit kaybetmeden uzay kaykayını oluşturdum ve eve doğru,alçaktan,uçmaya başladım.Odamın arka bahçeye bakan penceresini açık bırakmıştım.Uzay kaykayı ile beraber iki büklüm bir şekilde odaya girdim ve uzay kaykayı kaybolduktan sonra yatağıma düştüm.Normal görevlerden dönünce bi beş dakika karanlıkta yatağımda öylece uzanırdım ama bu gün gittiğim görev kesinlikle normal değildi.Anormal bir görevdi gittiğim.Hızlıca yataktan indim ve ışığı açıp etrafa baktım.

Uzaylı kız ışınlamayacağı için beni izleyemezdi,değil mi?

Eşyalarımı da kontrol ettim.Pencereyi açık bıraktığım için hırsız girme ihtimalide vardı ama ikinci katta olduğum için pek umursamıyordum bunu.Hırsız girse de  ne alacaktı ki odamdan zaten?O külüstür bilgisayar peş para etmezdi,dörtte üçü pembe olan gardırobum ve mangalarımın pek işine yarayacağını zannetmiyordum.Ama gecenin köründe penceremi açık bırakıp göreve gitme huyumda babamı öldürüyordu.Kapının kilidini kontrol ettim ve tüm pencereleri kapatıp perdeleri çektim.Görev kıyafetlerimi çıkartırken gözüm boynuma gitti.Boynumun sol tarafında üç tane derin yara vardı.Lanet okudum.Ben bu yarayı nasıl gizleyecektim ki?Geceliklerimi giyip üniformamı kaldırdıktan sonra babamın her zaman yanında bulunsun dediği minik ilk yardım çantasını çıkardım.Aynanın karşısına geçip yaramı yavaşça temizledim ve sardım.Boyunlu bir şey giydiğim sürece sorun yaratmayacaktı.Çantayı toparladım ve yerine koyup ışığı kapatmaya gittim.Tam kapatacaktım ki duraksadım.Işığı kapatırsam kızın tekrar geleceğini hissediyordum.Deli gibi korkuyordum ondan,geri gelmesinden..Aptal mısın Bloen,karanlıktan mı korkuyorsun deyip ışığı kapattım.Ve o beyaz gözlerin aklıma gelmesiyle ışığı açmam bir oldu.Ah,lanet olsun.Artık karanlıktan da korkuyordum.Bu gece,hayır haftalar boyunca,ışıkla beraber yatacaktım.Yatağıma doğru yürüdüm ve yorganı açarken kendime küfür ettim.Uzunca bir süre tavana bakıp iyi şeyler düşünmeye çalıştım.Ama olmuyordu ne zaman gözlerimi kapatsam o kız geliyordu aklıma ve kalbim gümlemeye başlıyordu.Yana tarafa dönünce telefonumu gördüm.Sıkıntıyla elimi uzatıp telefonu aldım ve ekrana bakmamla yüzümün aydınlanması aynı saniyeler içinde gerçekleşti.Nate’den mesaj vardı.Bacağımın nasıl olduğunu soruyordu.Hemen doğrulup cevap yazdım ama gönder tuşuna basacakken duraksadım.Mesajı saat dokuz gibi göndermişti ve saat şuan üçtü.Mesajı yollasam bile cevap gelmeyecekti.Yine de yolladım.Tahmin ettiğim gibi cevap gelmedi..Tam iki saat boyunca yatakta sadece debelendim.Şunun şurasında birazdan Ezan okunacak ve güneş doğmaya başlayacaktı.Kalktım ve külüstürü açtım.Güneş yükselene kadar kaçırdığım dizi bölümlerini izledim.Işık perdelerime yansımaya başlayınca tüm perdeleri açtım ve ışığı kapattım.İzlediğim bölümü yarıda bırakarak soğuk yatağıma geçip zorda olsa kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.

Gözlerimi rüyasız ve bir o kadarda huzursuz bir uykudan sonra ağzımda salyalarla açtım.Elim,her zaman ki alışkanlığımla telefonuma gitti.Saat daha yedi buçuktu.Tekrar uyumaya çalıştım ama sanki tüm uykumu almış gibiydim.Doğruldum ve ağzım kenarındaki salyaları sildim.Kendimi aşırı yorgun hissediyordum.Bacağım ve boynum sızlıyordu.Sırtımda sanki bir binanın on beşinci katına tek başıma bir buzdolabı çıkarmışım gibi ağrıyordu.Aynadaki görüntüme tiksinerek baktım.Acınacak haldeydim.Saçım başım dağılmış,gözaltı halkalarım mosmor olmuştu.Bir anda kafamda şimşekler çaktı.Raporu henüz yazmamıştım ve bugün onu teslim etmem gerekiyordu.
--
Baya uzun lan bu kısım -.- Sondan ikinci paragrafta ki son cümleler benim bugün ki yaşadıklarımı anlatıyor, tesadüfe bak. Ee, bide belirtiyim ben aslında bunları yayınlayacağım zaman yazmıyorum, doğaçlama değil yani o.o Ben şuan bu tuhaf hikayenin 10. bölümünü yazmakla meşgulüm D: Ve normalde word belgesini açmayı aklımın uçundan bile geçirmezken şimdi oturup yazasım var, harbi tuhaf bir gün bugün >.>